• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/dogansehiraktuelinternetgazetesi
  • https://twitter.com/DogansehirAktue

Fikri BULANIK

Fikri BULANIK
fikribulanik@gmail.com
SULUMAĞARA
17/08/2013

Çılgın Doruk'ların yamacında bir mağaraya yolculuğumuz...

 

Karasal iklimin Polat ovasındaki sıcaklığını yavaş yavaş geride bırakarak ince, toprak gevşek zeminli bir yoldan aracımızla katederek çıkıyoruz Acıpınar Yaylası'na ve oradan da "Sulumağara"ya...

 

Varyant modeli zaman zaman çok keskin dönüşleri ile ucu ucuna derin uçurum ve şarampollerin eşiğinden geçerek ilerliyoruz. Artık ağaç yok etrafta, çıplak dağ eteklerinde serin, rüzgarlı yüksekliklere doğru çıkıyoruz. Aracımızın arkasına yerleştirdiğimiz jeneratör, elektrik kabloları, fotoğraf ve video görüntüleri alacağımız ekipmanlarımız ve rehberimiz var. Önde şoför mahallinde bile bu kadar rahatsız edici olan yolculuğumuz kim bilir arkada, kasada nasıl merak etmiyor da değilim. Evet, alışmışlar demek ki devamlı gelen ziyaretçi, misafir, gazeteci, siyasiler vs bu insanları getir götür yapmaktan dolayıdır sanırım.

 

Acıpınar Yaylası'da olan tek bir ağacın altına aracımızı bırakıp soğuk suyun başına seğirtiyoruz adeta. Bu bölgeye ilk çıkışımın üzerinden yaklaşık otuz beş yıl geçmiş olmasına rağmen sanki o günkü anımsadığım gibi bu tablo. Kaynak su ve önünde sıralı su yalakları kat kat. Her yeni gelene söylendiği gibi bu yalakların içine bir karış aralıkla konulmuş on adet küçük taşın en fazla beş yada altısını çıkartabilirsiniz, diğerlerini değil. Dirseğinize kadar bu derinliğe kolunuzu sokup çıkartamayacağınız kadar keskin bir soğuk su. Zira içimi o kadar lezzetli ve muhteşem bir su ki anlatamam.

 

Bir müddet dinlendikten sonra yeniden aracımızla yola çıkıyor ve devam ediyoruz tırmanmaya. Ama zemin olarak yol, küçükbaş hayvanlarında üzerinde zaman zaman yürümeleri nedeniyle çok daha gevşek bir hal almış olacak ki, aracımız batıyor ve hareket edemez hale geliyor toprak ve iri çakılın içinde. Bu noktadan itibaren, arka taraftaki ekipmanlarımızı bölüşerek yükleniyor ve başlıyoruz yürümeye.

 

Rehber, operatör, kameraman ve ben olmak üzere dört kişiyiz. Sohbet, azalan oksijen, yüksek irtifa, çabuk yorulan kaslarımız ve sıklaşan nefeslerimizle daha sık dinlenme aralıkları ile dimdik yamacı ağır ağır tırmanıyoruz. Önündeki büyük taş sebebi ile mağara ağzına on metre kalıncaya kadar bile girişi görmek mümkün değil. Ve nihayet "Sulumağara" girişindeyiz. Dönüp geldiğimiz istikamete bakınca işte o Çılgın Doruklar'dan Polat ovası, Adatepe ve hatta en arkada olanca heybeti ile Beydağları silsilesi de inanılmaz bir güzellikte sere serpe gözlerimizin önünde.

 

Puslu bir maviliğin derinlemesine içinde görülebilen Polat Kasabası ve kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir manzara. Bu yükseklikte insanın pencere olan gözleri vasıtasıyla beyni ve vücudu uyarılıp derhal harekete geçip, şimdiye kadar hiç tecrübe etmediği bu bakış açısı ile ayakta, dik duruşundaki kendine güven ve başarmanın verdiği hazzı yaşıyor doyasıya.

 

 

 

 

 

 

Gerekli hazırlıklarımızı yaptıktan sonra tek tek ve yavaşça mağara girişinden içeriye süzülüyoruz dikkatlice. Zira içerisi rutubetli, yerler ıslak ve  kaygan. Gözlerimiz karanlığa alışıncaya kadar nispeten zorlanıyoruz. Fenerlerimiz, kamera ışıklarımız ve dışarıdaki jeneratör vasıtası ile çalıştırdığımız aydınlatma lambalarımızı uygun yerlere yerleştirmek kaydı ile ön çekimlerimize hemen başlıyoruz. Deneme görüntülerimizi değerlendirerek kamera ve ışık ayarlarımızı tazeleyerek en iyi sonuçları alacağımız düzenlemelerimiz yapıyor ve işimize koyuluyoruz.

 

Dikit ve sarkıtların, yaz olması münasebeti ile azalan damlaların arasından dikkatlice daha ilerilere giderek en güzel fotoğraf ve video görüntülerimizi toplamaya başlıyoruz. Astım hastalığına iyi geldiği söylenen bu mekanda ilerlerken, taşların biçimi, parlaklıkları ve aldıkları tortusal biçimleri ile çok değişik varyasyonları gözlerimizin önünde adeta dans ediyorlar. O kadar çok çeşitli renk, biçim ve durumdalar ki kelimelerle anlatmak imkansız. Burada ne varsa görsel kayıtlarımızla hemen hemen hepsini dışarıya çıkarabilmek için sanki saldırıya geçtik tüm kameralarımızla. Herkesin görebilmesi için her bir ayrıntıyı yakalamaya ve kaydetmeye çabalıyoruz açgözlülükle.

 

Önce, mağara ağzından aşağı doğru ilerleyen iç bölüm, yaklaşık on beş metre sonra yeniden yukarı tırmanış yapmamızı gerektirdi. Rehberimizin yol göstermesi ile bu mağaranın üç kat olduğunu söyleyerek, ikinci ve üçüncü katlarına da çıkmamızın güzel olabileceği önerisinde bulundu. Ancak ben, yürüme zorluğu, tırmanamama, ekipmanlar, olabilecek şanssız bir düşmenin yerleşim yerine çok uzak bu noktada  sağlık sorunu yaratabileceği endişemle, daha fazla ilerlemenin gerek olmadığı ve bu kadarının yeterli olabileceği görüşümdeydim.

 

Nihayeti itibarı ile hiçbirimiz dağcı değil ve ekipmanlarımız da bu amaçla teçhiz edilmemişti. Amatör bir ziyaretçi kıyafeti, ayakkabı ve elbiseleri vardı üzerimizde. Ve ayrıca hiçbir ilkyardım malzemesine de sahip değildik. Buraya kadar gelmişken diğer bölümlerin görülmeden gidilmesinin, hele hele çekim maksatlı bu çalışmada bunun bir eksiklik ve pişmanlık yaratabileceğinin verdiği bir baskı ile devam etmeye karar verdik.

 

Dışarıda çalışan jeneratörün, zaman zaman duyduğumuz motor devrinin değişmesi sesi ile anladığımız elektrik kesilmesi durumlarını da düşünerek el fenerleri ve kamera ışıklarımızı takviye ederek ilerlemeye başladık. Bir insanın ancak yere yatıp sürünerek geçebileceği bu dehlizlerde artık üzerimizdeki kıyafetlerimizin ıslanması, çamur olmasına aldırmadan ikinci kat ve üçüncü kat diye tabir edilen bölümlere geçebilmiştik. Kablo boyu sebebiyle gerilerde kalan ışığımızın bize ulaşmaması nedeniyle, yalnızca el feneri ışığı, zifiri karanlık ortam, ıslak ve nemli hava, sivri ve yırtan kenar köşelerden sıyrılarak nihayet ayağa kalkabilmiştik.

 

Kapalı kalma ve karanlık  korkusu olan insanların asla giremeyeceği bu kısımlara geldiğimize, ayağa kalkabildiğimiz an çok sevinmiştik. Çünkü burası oldukça güzel ve değişik oluşumları içermekteydi. gerekli kayıtlarımızı fazlası ile aldıktan sonra geri dönüş başlamıştı. Gelirken bastığımız aynı noktalara ayağımızı basmak koşulu ile önde ilerleyen rehberimizi takip ederek nispeten daha tecrübeli ve güvenle hareket etmeye başlamıştık. Bu arada operatörümüzün esprili anlatımları ve sohbeti ile de zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık diyebilirim.

 

 

 

 

 

Ekipmanlarımızı toplayarak emniyetli bir şekilde mağara çıkışına geldiğimizde içerideki suhunetin ne denli düşük olduğunu daha iyi algılamıştık. Yaklaşık iki bin sekiz yüz metre olduğunu tahmin ettiğimiz bu yükseklikte mağara dışı bize çok sıcak gelmişti. Gerisini siz düşünün.  Mağara önünde bir süre daha durup, kendimce değerlendirmelerimi yaptıktan sonra aşağı yolculuğa başladık hemencecik.

 

Daha kolay geçekleşen iniş yolculuğumuzda aracımızın yanına gelip malzemelerimizi yükledikten sonra tekrar Acıpınar Yaylası'na geldik. Su içip, yaylak, yerleşkeler, koyun sürüsü ve çevrenin de kayıt işlemlerini bitirdikten sonra yaylacılar tarafından konuk edildik. Operatörümüzün akrabaları olması münasebeti ile de kısmen torpilli misafir olarak ağırlanıyorduk bana kalırsa. 

 

Biz giderken soğuk su içine bırakılmış vişne şerbeti, koca bir kap yoğurt, hemen alt yayla komşudan gelmiş kendi üretimleri olan bal yanı sıra, yine yayla malı kaymak, peynir, çökelek, köy ekmeği ve yanında çay. Of. Şehir yerde şimdilerde organik lafının hükmünü kaybettiği, lafının bile edilemeyeceği ürünlerdi bunlar. Onlar, yaylacılar için ise, "kusura bakmayın haydi buyurun" diyebilecekleri ölçüde tevazuu seviyesindeki mükemmelliklerdi bunlar aslında. İşte tam bu hallerdir dumur sanırım. Susup bir şey diyememek. Lokmanın boğazda yumruk gibi nefesi kesmesi.

 

Kendi yiyeceği bir lokma gerçek balı önünüze koyup "kusura bakmayın, haydi buyurun" diyebilen gerçek  insanlar.

 

Burası hala bizim eller...

 

Polat yaylaları....Sevdanın, ovadan yaylaya, yayladan ovaya olduğu yerler....



Paylaş | | Yorum Yaz
5520 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İDARA - 27/05/2013
1939 dünya ekonomik bunalımının hemen ertesinde ikinci dünya savaşı sürecinde özellikle genç Türkiye Cumhuriyeti
KÜLTÜRÜMÜZ.... - 30/03/2013
Ülkemizin siyasal, ekonomik ve askeri anlamda konjonktürel yapısı içerisinde olagelen olumlu veya olumsuz her başlık, dolayısı ile kültürel yaşama
Merhaba... - 01/02/2013
İlçemiz Doğanşehir ve bağlısı yerleşkelerdeki insanlarımız, genç nüfus, okullu ve çalışanlarımız ile sosyal hayatın getirdiği zorluklara göğüs gererek, bir o kadar da zor olan
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI 1
Foto ve Video Galeri


Nöbetçi Eczane

Site Haritası
REKLAM ALANI 5